Ağaç Dalı Mısın? Kaptan Mı?

İlknur TUNÇ  01.02.2020
   
Hayatımızda kaç testi kırıldı şimdiye kadar? Hiç hesapladınız mı?

Olur' una bıraktığımız durumlar; ertelediğimiz görüşmeler, vakti gelince düzeleceğini düşündüğümüz olaylar, halletmemiz lazım deyip akışa kapılan işler...

Peki kaç tanesi kendiliğinden halloldu gerçekten?
Yere çarpmak üzereyken, son refleksle yetiştiklerimiz; yere çarpınca, buna da şükür ile karşıladıklarımız ya da ne yapsan işe yaramaz artık dediklerimiz... Hayat süresi uzadıkça sayıları da artıyor giderek bu durumların.














Hayat akıyor evet, bazılarımız bu akıntıda, akıntıya kapılan bir ağaç dalı gibi yol alıyor, ne batıyor ne akıntıdan kurtulabiliyor. Bazılarımız ise, akıntıyı başlamadan görüyor, şiddetini, süresini hesaplıyor, kendi gücünü ve imkanlarını biliyor; ihtiyacı olduğu akıntının içinde ihtiyacı olduğu kadar yol alıyor; tam teşekküllü teknesinde seyir halindeki profesyonel bir kaptan gibi. Kaptan, andan, yaşadıklarından ve yaşayacaklarından keyif alabiliyor, kabul edebileceği kadar mutluluk, kabul edebileceği kadar stres, heyecan, deneyim yaşayabiliyor. Ağaç dalları ise, akıntının getirdiği ya da götürdüğü yer kadar nasibini alabiliyor hepsinden. İçinde daha fazla stres, daha fazla kaygı ve yorgunluk olması da normal.

Nedir aramızdaki fark? Nedir kimimizi bir ağaç dalı, kimimizi ise bir kaptan yapan?
Hayata geldiğimiz gün bizimle birlikte doğmuş olan özelliklerimiz var. Bu özellikler, hayatta kaldığımız her gün, önce anne ve babamızdan, ailemizden, sonra yakın çevremizden, okul hayatından, iş hayatından bize dahil olanlar ile şekilleniyor. Hayatı anlama ve karar verme biçimlerimizi oluşturuyor. Biz ise anladıklarımız ve anladıklarımızdan vardıklarımız ile dünümüzü, bugünümüzü ve yarınımızı şekillendiriyoruz.
Kimimiz, bizimle birlikte gelen özelliklerimize uygun ve bu özelliklerimizi kullanabilecek, geliştirebilecek çevresel şartlara sahip olabiliyorken, kimimiz içinde bulunduğumuz çevreninin yabancısı gibi hissediyoruz kendimizi. Uyum sağlama refleksimiz giriyor burada devreye, çünkü genetik kodlarımız şöyle diyor bizlere: 'Hayatta kalmak için uyum sağlamalısın!'

Uyum, sağlıklı bir şekilde gerçekleştiğinde, bize yeni yetkinlikler kazandırabiliyor ya da mevcut yetkinliklerimizi iyileştirmemizi sağlayabiliyorken; sağlıksız bir gerçekleştiğinde, gerçek biz ile olması gerektiğini düşündüğümüz biz arasında uçurum meydana getirebiliyor. Bizi, akıntıdaki ağaç dalı ya da kaptan yapan da işte bu uyum sürecinin sağlıklı ya da sağlıksız oluşu.

Yapmamız gerektiği için yaptığımız şeyler ve kendimiz olduğumuz için yaptığımız şeyler var. Hepimizin. Ancak bu ikisinin arasındaki çizgi, hayatın akışı içinde, yazıya dökülürken olduğu kadar net değil. Yapmamız gerektiğini düşündüğümüz şeylerin içine, kendimizden yöntemler katıyoruz; kendimiz olduğumuz için yaptığımız şeylerin içine de bir miktar, yapmamız gereken yöntemler. Asıl püf nokta ise işte burada! Bu karışımın dozunu doğru ayarlayabildiğimizde, hem uyumu hem de kendi eşsiz duygusal ve bilişsel yeteneklerimizi bir arada harmanlayabiliyoruz. Kendi yeteneklerimizi; kullanırken ve geliştirirken, yeni durumlar içinde deneyimleyerek keşfederken, bir yandan da yeni uyumlanma süreçleri ile besliyoruz.

Hadi biraz somutlaştıralım!